* Merhaba Dilşat, öncelikle konumuzun da hitabeti olan “görme engelli” teriminin uygunluğu üzerine röportajımıza başlamak istiyorum seninle. Görme engelli tanımını kullanmak uygun mudur? Bu konuda insanların ikiye ayrıldığını görüyorum; kimileri bunun bir engel olmadığının altını çizmek için bu tanımdan kaçınılması gerektiğini savunurken kimileriyse bundan kaçınmanın asıl hakaret olabileceğini savunuyor tam zıddı bir kutuptan. Sen ne düşünüyor ve öneriyorsun?
- Bu konudan kaçınmanın, bunun sanki bir problem yaratmıyormuş gibi davranmanın çok da manası olduğunu düşünmüyorum. Ben, insanların herhangi bir konuda sorunlar yaşadığında, problemlere gebe olduğu bu hayatta aslında buna nasıl hitap edeceklerinden ziyade bunları nasıl tonlamalarıyla doğru bir şekilde ifade edebileceklerine dikkat çekmek isterim. Birine “Engellli misin?!” tonlamasıyla, “Merhabalar, elinizdeki bir görme engellinin kullandığı baston mu? Acaba görme engelli misiniz? Gözlerinizle ilgili bir problem mi var?” gibi tonlamalardan buna çözüm bulmak ve yardımcı olabilmek amacıyla sorulmuş sorularla “Kör müsün?, Sakat mısın?, Sağır mısın?” gibi böyle dümdüz kelimelerle sorulmasındansa bir insanın karşısına çıkıp rahatlıkla bir şeye ihtiyacınız var mı gibi sorularla tonlamalarda bulunmak, ifadelerdeki de olduğu gibi en önemli şeylerden. İfadelerdeki en önemli şey insan sesindeki tonlamadır. Bunun bir engel olmadığını düşünen insanların bunun bir engel olmadığını düşünen insanların görme engelli olup olmadıklarını da merak ederim açıkçası çünkü bence bir insana bir şeyin engel olup olmadığını o problemi yaşamayan insanların konuşması değil de buna çözüm bulması gerekir sadece. Bir insana bu konu tabii ki de engel oluyor, tabii ki de. Görme probleminiz var mı diye de sorulabilir çünkü bu aynı zamanda bir problem bir engel olduğu kadar da. Dümdüz kullanılmaması gereken tek kelime bence “Kör müsün?” sorusundaki hali. Bunu normal hayatta gözleri gören insanlar bir şeyi görmediklerinde de soruyorlar, bence asıl problem ve hakaret olarak algılanması gereken kısım burası. İnsanlar olmayan bir problemleri üzerinden bir şeyleri başaramadıklarında yada görmeyip, duymayıp algılayamadıklarında bir engel üzerinden o hastalık üzerinden bir tabir kullanarak yaklaşmaası asıl hakarettir. Görme engelli teriminde herhangi bir problem yok bence ve bununla ilgili engelleri duymak isterseniz de açıklayabilirim.
*Bize görme yitini kaybetme hikayeni anlatmak ister misin?
-Görme yetim benim her zaman azdı, doğuştan bir hastalığım var. %15’te sabitti son hatıraladığım ve en iyi gördüğüm hali. 2 sene önce hastalığımın yapısında ve kendisinin içerisinde olması gereken bir süreç olarak bildiğimiz daha da kötüye gitme durumu yaşandı ve şuanda %5 görüyorum.
*Peki müzik çalışma yolculuğun nasıl başladı? Seni kompozisyona yönlendiren neydi?
-Ben 9 yaşında müziğe bağlama çalarak başladım, uzun yıllardır da çalıyorum. 14 yaşında Aşık Veysel Güzel Sanatlar Lisesi’ni kazanıyorum ve lisemi orada bitirdim. O yaşta oradayken piyano ve keman da çalmaya başladım aynı zamanda ve bu 3 enstrümanı hala beraberimde profesyonel olarak götürmeye çalışıyorum. Kompozisyona yönlenme sebeplerimden biri de sürekli bir eser çalışma temposu benim hayat standartlarıma pek uygun değildi. Bir yerden sonra sayfalarca nota ezberlerken, bir parça bile nota ezberleyemez hale geldim çünkü insanın hafızası bazen bazı şeylere yetmiyor. Enstrüman bölümü olarak düşündüğüm ve hazırlandığım yerlerde oldu fakat kendi müziğim hep
kulaklarımda çalardı zaten, duyardım bunu. Dedim ki aslında en kolay ve beni yeniden mutlu edebilecek şey yeniden bir eser yazmak olur diye düşündüm. İlk yazdığım eser bir keman konçertosuydu lisede. Aslında bir kaçış yoluydu, çok iyi bir icracı olabilirdim enstrümanlarımı çok iyi çalabildiğim için. Özellikle o zamanlar çokça uzun saatler çalışıp bıkmadan sabırla çalışırdım. İyi bir icracı olabilirdim ama bir orkestranın içinde o tempoya yetişmek, sahnede diğer icracılarla göz teması kurmak gibi birçok sebepten dolayı icracılık kısmını bir kenara bırakıp aslında icra edilecek şeyleri yaratmaya, kendi başıma kalıp gözlerim açısından daha kolay bir iş yapmaya karar verdim. Yeni şeyler yaratmak her zaman hoşuma gidiyordu zaten.
*Görme engelli bir müzisyen olarak müzikle kurduğun ilişkiyi nasıl tanımlarsın?
-Aslında müzikle ilk bağlarım gözlerim görmediği için duyarak yapayım diyerek başlamadı. Son senelerde gözlerim doğrultusunda bazı şeyleri yorumlayabilirim aslında. Sesler sadece göremeyenler için değil, gören insanlar için de vazgeçilmez bir şey. Nerede olduğunu, hangi duyguda olduğunu anlamak hepimiz için çok önemli şeyler. Görme engelli bir müzisyen olarak müzikle kurduğum ilişki bir yerden sonra şuan döndü diyebilirim: göreceğim şeyler azaldığı için hayatım kolaylaştı, görmek yerine duymayı kullanmak daha çok içselleştirdi beni. Biraz daha duygusal biri oldum duymaya daha çok önem verdikçe. Mesela karşınızda biri konuşuyorsa ses tonundan çok insanlar daha çok m,m,klere ve gözlerindeki duyguya bakarlar; benim karşımdaki insan bana birşey anlatırken, tonlamalarını nasıl yaparsa ben aslında hangi duyguda olduğuna ona o şekilde karar verebilirim. Biri imalı, duygulu, dümdüz, çok duygulu, çok mutlu da konuşabilir. Duygular seslerden ibarettir benim için. Bu yüzden aslında müzik benim için notalardan bağımsız bir duygu sanatı olmaya başladı ve ben bu duygu sanatını seslerin birbiriyle olan kombinasyonunda ve ortaya çıkan o kompozisyonun yarattığı etkiden çıkartmaya çalışıyorum . Müzikle kurduğum bağ bir süredir birazcık zedelenmiş olsa da hayatta yapabildiğim tek şey diyebilirim müzik için. Çocukluğumdan beridir uzun saatler ve günler çalıştım belki de bir çocuğun ve gencin vakit ayıramayacağı kadar vakit ayırdım müziğe. Bir noktada tabii ki ona o kadar vakit ayırmak o duygu sanatının içerisinde bazı duygusal çürümelere sebep oldu ancak biz o ilişkimizi yeni eserlerle yada yeni kültürlerin müziklerini dinleyerek giderebiliyoruz.
*Braille alfabesini sadece bir yazı sistemi değil de bir dokunsal düşünce biçimi olarak görebilir miyiz?
- Bu konunun çok da yorumunu yapabilecek kişi olduğumu düşünmüyorum çünkü ben sadece 1 senedir Braille alfabesini kullanıyorum ve henüz haşa akıcı bir Braille okuyucusu değilim. Benim için hala bir yazı sistemi, dokunsan bir düşünce sistemi olabilmesi için Braille’i daha kolay ulaşmamız gerekir. Şuan buna bir düşünce biçimi demek soyut anlamlara sığınıp hayatta yaşanan problemleri görmezden gelmek demektir. Henüz o kadar benimseyemiyoruz ve bunun çözülmesi gerekli.
*Braille alfabesi ile müzik notasyonu kullanıyor musun? Bu süreçte karşılaştığın zorluklar ya da güzellikler neler?
- Dediğim gibi yeni bir Braille alfabesi okuyucusu olduğum için o dokunsal pratikliği edinip bir de eser yazarken kullanmıyorum. Zorluklardan biri o daktiloya
- ulaşamamak. Paranız olsa bile bulamıyorsunuz bazen. Derneklerin bu konuları sürekli bir bağış yoluyla yürütüyor olması… Dernekler tabii ki bağış yoluyla yürürler bunda sorun yok ama asıl bu bağış yollarının açılması için doğru yolda bu çalışmaların yapıldığına çok da inanmıyorum ben. Derneklerdeki hocaların çok yeterli olduğunu da düşünmüyorum. bir görme engelli bireye bir görme engelli bireyin ders verip vermemesi konusunda fark olduğunu düşünüyorum. 2 görme engeli olan insanın bir arada olması o an orada maddesel olarak zor olsa da duygusal olarak çok daha kolay. Birbirlerine bir şeyi anlatma konusunda kullanılan betimlemeler çok daha gerçekçi ve çözümsel. Bu yüzden Braille öğrenmek için bile binlerce şey yapmanız gerekiyor rapor çıkarmaktan tutun da o raporun süresinin yeterli olup olmayışı, onaylanıp onaylanmayacak olması… Bakıldığında evet bunlar engelli bireylerin hayatını kolaylaştırmak için yapılıyor tamam ama biz bir şeyi bir kerede değil belki dört kerede halledebiliyorsak bu bir hayat kolaylaştırma değil, birilerinin bir şeyleri kılıflarına uydurmak için bir yerlere çekmesi demektir. Siz bir hastaneye bir rapor için dört kere üst üste gidebilir misiniz? İşte engelli bireylere bu yapılıyor. Braille kursuna gitmek de bu zorluklardan. Belki bu ülkenin içerisinde böyle belki de dünyada böyle, bilmediğim için sadece bunları söyleyebilirim.
*Kompozisyon yaparken zihninde nasıl bir alan oluşuyor? Bu alanın dokusu, rengi, hareketi var mı?
- Kompozisyon yaparken alandan ziyade bir frekans oluşuyor diyebilirim. Yani bu alanın bir dokusu, rengi, hareketi, bunlar tabii ki bir duygunun içerisinde olup olmamakla da çok ilişkili bir şey. Bugün çok heyecanlı birisi siyah hissedip eser yazmaz, onun dokusu siyah değildir sanki tutuncu akan bir şelale varmış gibi yansır. Kompozisyonda benim için çok bir hareket yok, tamamen durağan olduğum zamanlarda eser yazmayı tercih ediyorum ve o eserin hareketlerinin yazdıktan sonraki düzenleme kısmında halledebiliyorum. Zihnimden dışarı çıkıp yazmayı tercih ediyorum. Renk, dokudan ziyade bir konu ve duygu hakim oluyor yani; belki bir kelime… Renk üzerine yazdığım zamanlar da oldu o zaman ise o rengin hareketinden ziyade o rengin nerede olduğunu düşünürüm hep o rengin. Bu dünyada o renk nerede? O rengin olduğu manzaralar, anlar.
*Görme engelli olmak, müziği ya da kompozisyonu nasıl etkiliyor? Duyusal algın nasıl yönlendiriyor yaratım sürecini?
- Ne kadardır görmüyor olursanız olun tabii ki toplumun çok az kısmı Braille bildiği için ve bu alfabeyi bilenin daha az olduğu için onu gören yazıya geçiren bir yazıya geçiren hale getirip o sınavı geçmek zorundasınız. Orbit gibi şeyler var hayatımızı kolaylaştırmak için fakat ne olursa olsun değerlendirmeyi gören bireyler tarafından yapılıyor. Bu sadece kompozisyonu vs değil hayatı etkileyen bir şey. Elbette herkes Braille alfabesi öğrenmek zorunda değil fakat en azından birbirimizi anlayacak kadar… Nasıl ki bir ülkeye giderken o ülkenin en ihtiyacımız olacak 20 kelimeyi
- öğrenip gidiyorsak gören bireylerin de bu alfabeyi ve dili öğrenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu durum kompozisyonumu çok kötü etkiliyor ancak çözümler bulmaya çalışıyoruz şikayet etmek yerine. Müziği dinlemek yerine hiçbir etkisi olduğunu görmedim görme engelli olmanın. Dinlemek sizi zaten hayatta en çok var eden şey. Var etmekten kastım da kendinizi gerçekleştirmeniz değil, hayatta kalmak. Dinlemek bu yüzden çok özel. Elbette bazı zamanlar dinlemekten ve duymaya çalışmaktan başımız ağrımıyor mu? Görmeye çalıştığım zamanlardan daha az ağrıyor diyeyim ben.
*Sence “görmek” ne demek? Görmek ile anlamak arasında nasıl bir bağ kurarsın? Sen bu yitini kaybettikten sonra başka görme yolları edindin mi evet ise nedir?
- Görmek bu hayattaki özgürlük demektir. Yalnız kalabilmek, başarıya daha kolay ulaşabilmek demektir. İnsanlarla daha kolay bağ kurabilmek demektir. İnsanların Monet’in tablolarına bakıp izlenimci eserler yazdığını biliyoruz, benim için böyle birşey mümkün değil mesela. Görmek ile anlamak arasındaysa büyük bir bağ var çünkü görsellik büyük bir hafıza demektir. Görmenin getirdiği bazı hisler de vardır. Örneğin sahne ışıklarını görmek yahut hocanızın size bakışını görmekle sadece hissetmek başkadır. Anlamak içinse sadece görmeye ihtiyacınız yok ama, bunca olumsuz şeyin üzerine bunu da söyleyeyim.
Görme yitimi kaybettikten sonra da yeni görme yolları edinmek, kaybedilen bir şeyi telafi etmek yerine koku, işitme ve duyma duyularımı daha çok kullanmayı tercih ettim ama bunlarla görmeyi deneyip gözlerimin yerine koymadım. Bu yetilerin kendine ait algılama biçimlerini kullandım.
*Kendine en yakın hissettiğin müzisyen kim ve neden? En çok anladığını düşündüğün eser ne ve neden?
-Rodrigo’nun gitar konçertosunu hep çok severdim ve yıllar sonra Rodrigo’nun bir görme engelli olduğunu öğrendim. Büyük bir bağ hissediyorum eseriyle. Kendimi şuan yakın hissettiğim tek bir müzisyen var; o benim idolüm, başarabileceğimi hissettire, saatlerce konuştuğum tek insan. Koray Sazlı. O benim için çok büyük bir ışık, görmediğim bir ışık. Sadece benim değil gören insanlar için de bir ışık. Tüm Yıldız Teknik Üniversitesi’nin de ışığı diyebilirim çünkü kendisi hiç vazgeçmeyen, hiçbir şeyi unutmayan, her zaman her şeye istisnasız destek vermeye hazır biri ve mükemmel bir öğretmen, sadece hoca değil bir öğretmen. Benim için de bir başöğretmen.
Onun bana verdiklerini anlatmak benim için pek mümkün değil.
Anlamak iddialı bir terim olur ama en çok hissettiğimi düşündüğüm, beni mekandan koparan metal bir eser olan Angelica var mesela.
*Mezun olduktan sonraki müzikal planın nedir?
-Planım çok başkaydı açıkçası, iyi bir orkestra şefi olmayı çok istiyordum, çalışmıştım da buna fakat iyi eğitimler de alsam bir orkestranın temposuna ayak uydurup uyduramıyacağımdan emin değilim, bu bir süreç. Müzikal planım mutlu olmak. Yazdığım eserlerle mutlu olmak ve mutlu edebilmek.
*Sadece yaşayanların bildiği durumlar olur hani, bu durumu yaşamayanlara en özelden ve samimi neyi paylaşmak isterdin en fark ettirebilecek şekilde, en çok içinde kalan hangi kuş uçsun isterdin?
-Benim aslında insanlara müzikten bağımsız bir haberim olurdu. Başınızı kaldırıp gökyüzüne bakmayı ihmal etmeyin. İnsanların, sevdiklerinizin, aynada kendi yüzünüze bakmayı ihmal etmeyin. Kitap okumak… Çevremde kitap okumayı sevmediğini söyleyen insanlar var, okumak sevilmesi gereken birşey değil, ihmal edilmemesi gereken bir şey. Fotoğraf çekmeyi ihmal etmeyin. Dalış yapın, gökyüzüne baktıktan sonra yerin altını da ihmal etmeyin bence suyun altı da çok güzeldir.
Özgürlüğünüz elinizdeyse bir şeylerin olmamış olması bir bahane olamaz. Kendiniz olmaktan vazgeçip basit şeyler için kendinizi üzmeyin. Renkleri çok çok iyi ayırt etmeye çalışın. Hayvanlara, onların güzelliklerine çok iyi bakın. Bir çift gözünüz varsa gerçekten özgürsün demektir. Bunları sadece görme engeli üzerinden demiyorum, yürüyemeyen bir kuzenle büyüdüm, bazen oyun oynarken o ayağa kalkamayacak diye kalkmadığım zamanları bilirim. O yüzden sadece görmekten bahsederek değil direkt sağlığınızla alakalı söyleyeyim: birisine muhtaç değilseniz ve istediğiniz yere, en basitinden lavaboya gitmek için birine ihtiyaç duymuyorsanız, geri kalan her şeye bir çözüm muhakkak bulunur.
*Peki son olarak, yıllardır eskimeyen ve hassasiyetini dipdiri tutan bir konuya gelelim: Kadın olmak.
Görme engelli olmanın da kadın olması var mıdır?
Ya müzisyen olmanın kadın olması?
Cinsiyetlerin çoğu görsel farkla oluşuyorken bu farkı görmemek sende cinsiyetleri nasıl algılamaya vardırıyor ve müzikte sence kadın besteci olmak da farklı mı? Sence sanat dünyası görme engelli bireyleri yeterince kapsıyor mu?
- Görme engelli olmanın da kadın olması var evet. Bir kadınsanız ve elinizde sizi zayıf gösteren bir şey varsa ki bu benim için beyaz bastonum, size zarar verme potansiyelini artırıyor bu. “Zaten görmüyor ki.” bakışı da var.
Kadın besteci olarak denk geldiğim bir negatif bir durum yok olsaydı zaten herkes bilirdi yanına bırakmazdım. Görme engelli olmak müzik camiasında büyük bir problem ama. Konsere gitmek için, provaya gitmek için, seçmelere gitmek için sürekli birini aramak zorundasınız. O deşifreleri size Braille olarak getirecek tek bir kurum bile var mı? Varsa ve ben de bilmiyorsam yeteri kadar duyulamadığı gibi bir problem var demektir zaten. Görme engelli etkinlikleri bile çok ayrıştırılarak yapılıyor, sanki orada 5 yaşında çocuk varmış ve mutlu edilmesi gereken birileriymiş gibi yapılıyor. Açık konuşmam gerekirse bu farkındalık projeleri bir engel üzerine farkındalık kazandırmak yerine, maalesef ki tüm dünyanın sağlıklı bireyleri için kurulmuş bencil düzeni için yapılan farkındalık projeleri. Biz zaten ne yaşadığımızı biliyoruz, bu etkinliklerle sizler birşeyler öğreneceksiniz.
Bunları daha fazla yapmadıkça çok ciddi problemler yaşayacağız. Görme engelli bir müzisyen olmanın problemi, sanki sürekli gıda yetiştirir gibi 2 gün önceden konser provası yapmaya başlayıp tabii ki görme engelli müzisyenleri bünyesinde bulunduramayacak kadar alelacele bir noktaya büründü. Ben bir görme engelli besteci, icracı, orkestra şefinin o yolda başarılı olamayacağını hissediyor ve olabilen varsa da saygıyla eğiliyorum önünde çünkü yetişmesi mümkün değil gerek sanat dünyası için gerek gezegenimiz olan Dünya için. O sürelerle yeterli bağ kuramıyorsunuz. Görmezden gelindiğiniz yerler de olur bazı yerlerde.
İş veren kurumlar, o kurumdaki öğrencilerin velileri vs gibi insanlar sizinle çalışmak da istemiyor önyargılarından dolayı eğer ki görme engelliyseniz. Öğremten olarak okullara almıyorlar ve tabii ki bizler işsiz de kalıyoruz. Defalarca birçok yerden red aldım “Maalesef bizim velilerimiz böyle şeyleri uygun görmüyor.” dedikleri için. “Böyle şeyler” nedir? Adını bile söylemeyerek önemsiz bir vasıf yüklüyorlar. Bu bir yetkinlik meselesidir ve halbuki, bir iletişim meselesidir.
